logo

Ahmet BAYRAKLI / Köşe Yazısı

Huy, kişiliğin bir parçasıdır; kişiyle birlikte doğar, kişiliğinin gelişmesiyle birlikte oluşur ve artık ölünceye kadar sürüp gider. Peki bu değerlendirme herkes için geçerli midir?

Peygamberimiz S.A.V., “Huyunuzu güzelleştiriniz” buyurmuşlardır. Huy güzelleşebildiğine göre, demek ki değişiyor, diye düşününülmelidir…

Geçenlerde nezih bir ortam olan, şirin çay ocağında leziz çayımı yudumlarken, şahsen çok değer verdiğim; toplumda ise sevilen, sayılan, bir yeri, bir karşılığı olan bir büyüğüm yanıma geldi. Selamlaştık, samimi bir şekilde kucaklaştıktan sonra geldi yanı başıma oturdu. Ağzımdan çıkan ilk söz ise garsona hitaben İsmail bey kıymetli büyüğüme leziz çayından bir bardak verebilir misin oldu. Neyse çayı geldi başladık havadan,su dan sohbet,muhabbet etmeye… Laf Huy kelimesinden açılınca büyüğüm başından geçen bir anısını bana anlatma gereksinimi duydu ve başladı anlatmaya…

Dedi ki; Ben ilkokula giderken sınıfımızda bir arkadaşımız vardı. Bizler arkadaşlar arasında ona Agubat derdik.  Agubat; kısa boylu, ela gözlü, güler yüzlü, tuttuğunu koparan, inatçı  kısacası cin gibi biriydi. Bunun yanında  bir o kadar cesaretli, yürekli, zeki, akıllı, kurnaz, çalışkan bir çocuktu. Okul da sınıf başkanı seçileceği zaman hemen ileri noktalara atılır, ben burdayım dercesine kendini gösterir, öğretmenim ben olmak istiyorum, lütfen beni başkan yapın diye kendini parçalardı. Bunu yaparken de bizlere de cesaretini,değişmeyen, değişmeyecek huyunu, kafasında her daim kırk tilkinin dolaştığını ve kuyruklarının birbirine değdirmediğini göstermeyi ihmal etmezdi.

Öğretmenimiz sınıf başkanı olmak için yarın oylama yapacağım öğrencilerimin çoğu kimi uygun görür oylama da kime destek verirse o yeni sınıf başkanı olacak deyince, bizim Agubat bu sözün üzerine durur mu başladı seçim çalışmalarına, seçim kampanyalarına…

Yanımıza kendisine destek için geldiğinde ilk sözü arkadaşlar yarın beni oylamada başkan seçerseniz size söz veriyorum diğer sınıf başkanlarının da bulunduğu okul öğrenci meclis başkanlığına sizi temsilen aday olacağım dedi. Bu söyleminden sonra bizlerin bu olaya bakış açısını da değiştirmeyi başarmış oldu. Bizler arkadaşları olarak şunu düşündük; “Benim kötüm,elin iyisinden iyidir” diyerek, karşısına aday dahi çıkarmayıp  Agubat’ı oy çoğunluğu ile sınıf başkanı yaptık. Aradan zaman geçti bir baktık bizim Agubat, nerde sevilmeyen, sayılmayan, kalitesiz, değeri, karşılığı, ağırlığı olmayan sınıf başkanları var onlar ile birlikte hareket etmeye, istişareler yapmaya, seçim stratejisi belirlemeye başladı. Bizler arkadaşları olarak sırf Agubat’ın iyiliği için bu kişilerle arkadaşlık yapma, uzak dur, şahsına zarar veriyorlar diye onu uyardık.

Agubat hayatı boyunca hep kendi bildiğine gittiği için, her zaman olduğu gibi yine bizleri dinlemedi, kendi bildiğini okumaya devam etti. Tek başına kaderini belirlemek için mücadeleye başladı. Netice de Agubat okul meclis başkanlığına aday oldu. Arkadaşlık yaptığı,gezdiği, yol yürüdüğü sınıf başkanları menfaatleri, çıkarları uyuşmadığı için bizim Agubat’ı yarı yolda satıp, desteklerini çekti. Hal böyle olunca Agubat’da meclis başkanlığı seçimini kaybetmiş oldu.

Bizler mezun olduk. Çeşitli meslekler edindik. Aradan uzun yıllar geçti herbirimiz hayat mücadelesine atılmıştık. Zaman zaman eski okul arkadaşlarımız ile birlikte yan yana gelmeye başladık. Birgün bir baktım bizim Agubat siyaset sahnesinde yerini almış, bir siyasi partide ileri noktaya gelmeyi başarmış. Kendine ise yine bir hedef, bir menzil belirlemiş, o yolda ilerlemeyi de kendine görev edinmiş. Bunun üzerine bir de baktım, izledim, duydum ki geçmişte ki huylarından hiç mi hiç vazgeçmemiş, geçmişte ki hatalarından asla ders çıkarmamış.

O dönemde nerde toplumda milletin tepkisini alan,egoları yüksek,kendilerini beğenmiş insanlar var onları yanına almış birlikte hareket etmeye başlamış. Gayesi,hedefine ulaşmakmış.  Aslında kendi de bu insanların başarısız olduğunu, istenilmediğini, biliyormuş. İşin garip tarafı ise bu insanları bile bile yanında tutuyor olmasıymış. Zaman zaman bu kişilerle ortak hareket ettiğini millete göstermek maksadıyla fotoğraflar çekiniyor, servis ediyor, bu sayede de kamuoyunda zihni bulandıran, düşündürücü ince mesajlar veriyormuş. Unuttuğu şey ise; kamuoyunda ciddi tepkiler aldığının farkına varamıyor olmasıymış. Kimse de karşısına çıkıp sen yanlış yapıyorsun diyemiyormuş. Düşüncesi ise; Zamanı ve vakti geldiğinde etrafında tuttuğu, prim yaptırdığı bu insanların yanında dimdik duracağına, tercih meselesi ortaya çıktığında bu kişilerin şahsını tercih edeceğine inanıyor olmasıymış.

Bilmiyormuş ki; “Zor yola, meşakatli, dikenli yola kolay insanlarla çıkılmayacağını.” Sonuç olarak Ahmet kardeşim Agubat’ın kaderi ne oldu biliyor musun? Eski huylarından vazgeçmediği için,doğruyu yanlışı ayırmadığı için kendine belirlediği hedeflerine yine erişemedi. Agubat’ın attığı ok hedefine, menziline yine ulaşamadı. Demem o ki kardeşim; Can çıkmış ta, huy çıkmamış deyince, Bende değerli büyüğümün şahsına hitaben dedim ki; Kıymetli büyüğüm ben bu anınızı dinleyince bu söylediğiniz cümlenin karşısında saygıyla eğilmeyi iyi bilirim. Ne demişler; “Huylu huyundan vazgeçmezmiş…”

Rabbim bizleri; Huyu güzel olan ya da huyunu değiştirmek için mücadele veren kullarıyla, biz halis niyetli kullarıyla karşılaştırsın.

Selam ve dua…

Ahmet BAYRAKLI (Kesin Karar Gazetesi)

Etiketler: » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ