logo

10 Temmuz 2018

Köşe Yazısı / Ahmet BAYRAKLI

Mutfağınızı, yatak odanızı, banyonuzu, kilerinizi, misafir odanızı, balkonunuzu, tuvaletinizi, koridorunuzu, çocuk odanızı, iş yerinizi, ofisinizi vs. yaptığı ürünler neticesinde dizayn eden bir İç Mimar’dır.

Bu ürünlerinizi yapabilmek için, ölçü almak maksadıyla, mahreminize giren ender yabancı kişilerden biridir.

İşyerlerinizde kendi müşterilerinizi ağırlamanızda en çok payı olan, oturduğunuz masaya kadar şekil veren, ofisinizde hoş görüntüyü oluşturan, ferah bir ortam sağlayan kısacası ekmek teknenizde en çok emeği olan bir emektardır.

Yaptırdığınız ürünlerle alakalı ölçü vermek ve fikir sahibi olmak amacıyla, telefon edip karşılığında o da size bir telefon kadar yakın olduğunu göstermek için hemen elinde ki işini gücünü bırakıp, kendi özel aracına binip, tarif ettiğiniz yerde sizinle buluşup, saatlerce size yapacağı işler ile alakalı bilgi veren, bunu yaparken de bir kuruş karşılık beklemeyen, sabırla kafasında ki şekli size anlatmaya çalışan, kalbinde ise zerre kötülük bulunmayan halis niyetli, saf, temiz bir kişidir.

İş yaptırtmak için sizler tarafından herhangi bir mekana çağrıldığında da, iş yaptıracağınız yer ile alakalı kafanızda ki şekli şemali ilk etapta çözmeye çalışan, ürün yaptıracağınız yerde ki boş duvarlara bakarak hayal ürünü üreten ve bu hayal ürünü yapıp sizlere beğendirmeye çalışan, kısacası hayal ürünü pazarlamacısıdır.

Ölçüyü aldıktan sonra saatlerce ölçü aldığı yerin çizimini yapmaya çalışan, buranın en ince ayrıntısına varıncaya kadar hesap yapıp kafa yoran, emek verip titizlikle yapacağı işin fiyatını diğer meslektaşlarından sırf üç kuruş fazla söyledi diye, anında sorgusuz sualsiz yüz üstü bırakılan, kendisine yapılan bu haksızlığa bile sessiz kalarak sesini çıkarmayan edepli bir kişidir.

İşinizi alıp, ürününüzün montajını yapıp acaba müşterimiz bunu beğenecek mi diye strese giren stres sahibi bir kişidir.

Ürünü yaptıktan sonra da alacağı üç kuruş parayı da toplama da çok büyük zorluklar çeken, sonra yaptığı emeğe bakıp çektiği çileyi de görünce kendi kendine isyan eden, neyse bunda da vardır bir hayr diyerek mütevaziliğinden en ufak taviz vermeyen sabır taşı olmuş bir kişidir.

Dairenize, dükkanınıza, bağ ve bahçe evinize varıncaya kadar yaptığı ürünler neticesinde, gayrimenkulünüze değer katan ve gayrimenkulünüzü satmanızda, ya da kiralamanızda en çok payı olan bir emlakçıdır.

Bu işleri yaparken de küçük atölyesinde tozu, toprağı, dumanı yutarak kendi sağlığı ile oynayan, en ufak dalgınlığında, küçücük bir hatasında parmaklarını ve ellerini makineye kaptırıp koparıp sakat kalan bir sanatkardır.

Ahilik kültürünün gereği doğrultusunda yaşamını sürdürmeye çalışan, işine hile katmayarak haram lokmadan uzak duran, evine ise helal lokma götürendir.

Elleri nasırlanmış, yüzleri normal bir insana göre daha çok kırışmış, beli bükülmüş, saçları normalinden fazla beyazlamış, içi çürümüş, emekli olduktan sonra da geri kalan ömrünü hastane köşelerinde geçirmiş ve bunlara rağmen insanlar tarafından saygı, sevgi ve vefa görmeyen zavallı kişidir.

Yeni dairenizi aldığınızda veya işyerinizi yeni açtığınızda bütün paranızı diğer masraflara harcayıp iş mobilya işine geldiğinde de ya usta hiç paramız kalmadı sen bu işleri yap sonra biz sana bir şekilde taksit taksit çerez parası gibi öderiz diyerek bütün topu mobilyacıya attığınızda;

Benim mobilyacım da müşterime yardımcı olayım, ayda yılda bir işi düşmüş, işi görülsün düşüncesiyle kendi alışveriş yaptığı malzemecisinin karşısında sırf bana veresiye ya da vadeli malzeme versin düşüncesiyle el ovalayıp onun gözünün içerisine bakarak cebinde ki son kuruş olan harçlığını bile malzemecisine veren asil yürekli bir insandır.

Yaptığı ürünleri ise sırtında, omuzlarında sırf ürün zarar görmesin, çizilmesin, kırılmasın düşüncesiyle sağa sola vurmadan terin suyun içerisinde kalarak üst katlara taşıyan bir hamaldır.

Müşterisini kaybetmemek için, işini müşterisine beğendirmek için, ürünü söz verdiği günde teslim etmek için gece gündüz çalışan kısacası iş saati belli olmayan bununla birlikte kendini de yıpratan bir emekçidir.

Kalem tutmakta zorlanan, kaşığı çatalı bile yeri geldiğinde zor tutan, el tırnağını keserken bile acılar içerisinde kalan bir zavallıdır. Çünkü parmakları ya kesiktir ya da eksiktir.

İşte bu sanatkarlara mobilyacı denir…

Şimdi soruyorum sizlere?

Mobilyasız bir ev, işyeri neye benzer?

Ben söyleyeyim!!! Çimensiz, çiçeksiz, ağaçsız bir parka benzer…

Ama her nedense; Bu kadar topluma faydası olduğu halde, millete hizmet ettiği halde ne yaparsa yapsın hep haksız olan, insanlara bir türlü yaranamayan, bunun yanında her ne olursa olsun için için erise bile asla devletine, milletine karşı gelmeyen Bağ-Kur’unu, sigortasını, vergisini ödeyen bir gariban esnaftır işte…

Peki mobilyacıların hepsi bu özelliklere sahip midir?

Tabi ki de sahip değildir…

Bir sepetin içerisinden illa ki bir kaç çürük elma çıkabilir. Sırf sepetten birkaç tane çürük elma çıktı diye bir sepet elma çürük diye çöpe atılır mı?

Bunları ayırt etmek, ayıklamak sizlerin bizzat şahsi temel görevidir.

Onları tespit etmek, iş yaptırırken üç kuruşun hesabını yapmamak, onları araştırmak, bildiğiniz tanıdığınız güvendiğiniz mobilyacılara da iş vermek sizin işiniz.

Hacı hacıyı bulur Mekke’de, hoca hocayı bulur tekkede misali.

Alttan yetişen sanatkarın olmadığı, sırf bu yüzden de sanatkar ustaların da giderek azaldığı bir dönem yaşıyoruz.

Emin olun bugünler güzel günlerimiz.

Sanatkarlarımızın kıymetini, değerini bilelim.

Gelecek on yıl içerisinde bu söylemlerinden dolayı beni çok daha iyi anlayacaksınız.

Ufak tefek nedenlerden ötürü sanatkarlarımızı küstürmeyelim.

Mobilyacı kafasına göre müşteriyi, müşteride kafasına göre mobilyacıyı bir şekilde bulur.

Hani derler ya; “Kim nasılsa etrafını da öyle görür…” diye.

Her ne olursa olsun önemli olan müşteriler mobilyacıya, mobilyacı da müşterilerine karşı saygılı, sevgili, edepli, seviyeli, hayalı olmak zorundadır.

Yalan dünyanın telaşına kapılıp, kalp ve gönül kırmak benim güzel ülkemin güzel insanlarına asla ve asla yakışmaz.

Şimdi soruyorum sizlere?

Kalp kırmaya, gönül kırmaya değer mi?

İnsan kazanmak yıllar alır ama kaybetmek ise saniyeler…

Ne diyor Üstad;

“Sevelim sevilelim

Bu dünya kimseye kalmaz.”

Kalın sağlıcakla.

Selam ve dua…

Etiketler: » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ