logo

25 Eylül 2018

Köşe Yazısı / Ahmet BAYRAKLI

İnsan şehrin gürültüsünden, stresinden, trafiğinden, kalabalığından, hava ve su kirliliğinden, insanların fitneciliğinden, dedikoduculuğundan kaçıp; Kendini varsa; köyüne, bağına, bahçesine, tarlasına yoksa; araziye, ormanlık alanlara, yeşil alanlara, parklara kısacası huzur bulabileceği, deşarj olabileceği yerlere atmak ister öyle değil mi?

İnsan sayısının az olduğu, oksijenin ve temiz havanın bol olduğu yerlerde bir iki saat kalmak, bu tür yerlerde az da olsa bulunmak insana huzur verir öyle değil mi?

Köyünüzde eski de olsa, yıkık dökük de olsa; başınızı sokabileceğiniz, uzanıp yatıp bir iki saat kestirebileceğiniz, uyandığınızda ise çayınızı demleyip bir iki bardak çay içebileceğiniz, köy yumurtanızı pişirip yufka ekmeğinizin arasına dürüm yapıp yiyebileceğiniz mekanlarınız var ise, bana göre dünyanın en büyük zenginisinizdir.

Çünkü; Bu tür mekanlar gerçekten insanoğluna ciddi anlamda huzur ve rahatlık verir…

Bunu bildiğim için de; artık her hafta sonu geleneksel haline getirdiğim; havasının sert, insanının mert olduğu yer olan, kutsal topraklarda kısacası doğduğum büyüdüğüm ata yurdum olan Seydim de yine soluğu aldım.

Evimizde biraz uyuyup dinlendikten sonra; Deşarj olabilmek için köy içerisinde yürüyüşe çıktım. Biraz ilerledikten sonra, köy halkının ortak kullandığı, köylünün ortak malı olan Oluklu dediğimiz çeşmenin başında; yüzleri kırışmış, beli bükülmüş, elleri nasır bağlamış, her bir tarafı hayat ve tecrübe kokan bir yaşlı dedemiz ile torununun oturduğunu gördüm. Onlara doğru yaklaştım ve selam verdim.

Dedemizin nasırlı ellerini öpüp, hatırını sorup küçük çocuğunda başını okşadıktan sonra yanı başlarına oturup, kendi aralarında ki dede torun sohbetlerine de bu sayede dahil olmuş oldum.

Kendi aralarında ki sohbet, muhabbet ise aynen şöyle: Yaşlı Reis ve torunu, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin evinin önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, evini korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık.

O merakla, sordu dedesine: Yaşlı Reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.

“Onlar” dedi, “Benim için iki simgedir evlat.”

“Neyin simgesi” diye sordu çocuk.

“İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları. Çocuk, sözün burasında; ‘mücadele varsa, kazananı da olmalı’ diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini daha ekledi.

“Peki” dedi.” Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?”

Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.

“Hangisi mi evlat?

Ben, hangisini daha iyi beslersem !!!”

Aralarında ki bu ibretlik diyaloğu dinledikten sonra bir kez daha deşarj olduğumun farkına varıp, yaşlı Reis’in gözlerinin içine bakıp onlardan müsaade isteyerek yanlarından ayrıldım.

Dedemin taa babasından kalan, anılarıyla dop dolu olan, eskide olsa başımızı sokabileceğimiz evimize doğru ilerlerken, bir kez daha Seydimli olduğum için Rabbim’e hamd ediyor ve kendi aralarında ki bu ibretlik konuşmalarından dolayı kendime ders çıkarmaya çalışıyordum.

Rabbim hayatı yalayıp yutup tecrübe kazanmış bu tür büyüklerimizi başımızdan eksik etmesin. Hayatının her bir döneminde insanlara karşı sadece iyilik yapmayı benimseyen, kötülük yapmayı asla aklının bir köşesinden dahi geçirmeyen bu tür yaşlı Reis’lerimizin sayılarını da arttırsın.

Köyü olmayıp da, deşarj olmak isteyen tüm sevgili okurlarımı ata yurdum olan köyüme, Seydim’e davet ediyorum.

Kalın sağlıcakla.

Selam ve dua…

Etiketler: » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ