logo

Köşe Yazısı / Ahmet BAYRAKLI

Geçenlerde bir gün zeki mi zeki, dürüst mü dürüst halk tarafından ise; tanınmış, sevilmiş, sayılmış bir muhterem hocam ile birlikte; ruhumuzu dinlendirmek, kafamızı dinlemek maksadıyla sıklık tabiat parkında yürüyüşe çıktık. Zirveye kadar tırmanıp, manzarası oldukça güzel bir kamelyaya oturup başladık sohbet ve muhabbet etmeye. Burada hem doğanın tadını çıkartıyor, hem çekirdek çitletiyor, hem de ruhumuzu dinlendiriyorduk.

Yerel gündem, genel gündem derken, konu döndü dolaştı kıtıra, yalan söylemeye geldi çattı.

Muhterem hocam; Yalan söylemenin ne kadar kötü bir şey olduğunu, dinimizin ise bunu asla kabul etmediğini, yalan söyleyen insanların ise halk arasında asla itibar görmediğini buna da genellikle toplumda aciz ve zavallı kimselerin yöneldiğini dile getirdi. Ve dedi ki; “Ruhu yalan ile beslenen bir insana, doğru olan her bir söz zehir gibi gelir.”

Muhterem hocam bu konu ile alakalı fikirlerini sunuyor, bense tüm dikkatimi toplamış onu sessizce dinliyordum. Hocamın en belirgin özelliği ise; bir konuyu anlatırken akademik dili değil de, halk dilini kullanıyor olmasıydı. Bu yüzden de anlattıkları her şey rahatlıkla anlaşılıyordu.

Sohbetin sonuna yaklaşırken, bu konu ile ilgili birde kısas anlattı…

Pe ki neydi bu kısas?

Vakitlerden bir vakit padişah çağırmış tellalları, “Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!” diyerek, ilanını halka duyurma emri vermiş. Yalan güzel bir şey değil; ama padişah bu ilanla zeka testi yapacakmış. Yarışma zamanı gelince padişah, katılanları teker teker huzuruna çağırmış. Biri, kendinden emin bir şekilde yalanını söylemiş: “Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.”

Padişah: “Bunun neresi yalan? Kuş kartaldır, aslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabi!”

İkinci yarışmacı, “Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar” demiş demesine; ama padişah buna, “Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altında ki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa kral odur tabi!” cevabını vererek bunun yalan olmayacağını ifade etmiş.

Bir başka yarışmacı da, “Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!” diyerek, yalanını ortaya koymuş.

Amma velakin padişah, buna da bir cevap vermiş: “Senin ok, bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce ok, takılacak yer bulamayıp yere düşmüştür. “Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha “Bu yalandır!” dedirtememiş.

Ancak son yarışmacı hariç. Son yarışmacı: “Padişahım, siz benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştınız. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır derseniz ödülümü veriniz. Yok, bu dediğim yalan değilse o zaman borcunuzu ödeyiniz.!”

Yalan söylemek ahmakların işidir. Zeki insanlar asla yalan söylemezler. Çünkü doğruyu söylemenin binlerce yolunu bilirler.

Dedi ve sert esen rüzgardan dolayı üşüdü ve sohbeti de bitirmiş oldu…

Benim de demem o ki; etrafımızda ki bu tür yalan makinelerine dikkat etmekte büyük fayda var. Toplumda öyleleri de var ki; yalan bir olayı insanın gözünün içine baka baka, sırıta sırıta anlatmayı becerebilenler de var.

Bunlara şaşırmamak, hayret etmemek elde değil…

Zannediyorlar ki, bu şekilde insanları idare ederim ve toplumda itibar görürüm.

Bende bunlara diyorum ki;

Nereye kadar ne zamana kadar…

Rabbim bizleri bu tür insanların şerrinden korusun.

Her sıkıştığında yalana başvuran bu zavallı aciz insanları da ıslah etsin.

Elleri öpülesi büyüklerimiz ne güzel söylemiş;

“Yalancının Mumu, yatsıya kadar yanarmış…”

Kalın sağlıcakla.

Selam ve dua…

Etiketler: » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ