logo

04 Nisan 2018

Köşe Yazısı/Ahmet BAYRAKLI

Gıybet, dedikodu, insan eti çiğnemektir.

Bana göre; bu kelimelerin anlam olarak değerlendirildiğinde hiçbirinin birbirinden farkı yok. Peki kelime anlamı olarak bu sözcükler neyi ifade ediyor, ne anlama geliyor?

Bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyecek şeyleri söylemek, başka bir deyimle kendimize söylendiği zaman hoşlanmayacağımız bir şeyi, din kardeşimizin hakkında arkasından konuşmamız anlamına gelir. Ortalıkta birde seçim süreci varsa var ya gel keyfim gel. Hemen üç, beş kişi bir araya gel, çevir masayı, söyle çayları, al eline beş liralık tuzlu çekirdeği peşinden başlasın gıybet, dedikodu, sohbet, muhabbet vs.

Biz toplum olarak dedikodu yapmayı, insan eti çiğnemeyi çok seviyoruz. Falanca şunu demiş, filanca bunu yapmış falan filan… Ha şunun da altını çizerek belirtmek isterim ki, sırf gıybet yapmak için gayret gösteren ve bu mana da gayretli olan insanlar var. Toplumda mert olan insanları, özü sözü bir olan insanları, her ne olursa olsun güç karşısında eğilmeyen, bükülmeyen insanları, aksine bir şey söylenildiği zaman altta kalmayarak yüzüne karşı pat diye cevap veren insanları hayatta sevmezler.

Bir mekânda oturduğumuz masanın hemen yan tarafında bulunan masada, belli ki kafa dengi üç, beş kişi bir araya gelmiş, oturmuşlar. Biraz zaman ilerleyince başladılar gıybet, dedikodu yapmaya, onu bunu çekiştirmeye… Önümüzde ki günlerde kurumun birinde bir seçim varmış. Seçimde iki aday başkanlık için yarışacakmış. Adayların biri mevcut başkan diğeri ise, bir önce ki dönemde mevcut başkanın kendi isteğiyle yönetim listesine aldığı başkan vekiliymiş. Bundan önce ki dönem  seçimlerinde ikisi omuz omuza vermiş, konjektör gereği bir blok ile mücadele etmiş ve seçimi kazanmışlar.

İşin büyük çoğunluğu ve yükü başkan vekilinin omuzlarındaymış. Onun tek derdi varmış; vekillik yaptığı bu kurumu hizmet açısından, saygınlık açısından, söz sahipliliği açısından daha iyi noktalara, hak ettiği yere getirmekmiş. Siyasilerle olsun, yasa ve mevzuatlarla olsun, üyelerini bilgilendirmekle olsun, bürokrasi ile olsun herkesle o diyalog halindeymiş.

Neyse biz gelelim bizi ilgilendiren asıl meseleye… Mevcut Başkan ve Başkan adayı farklı mezheplere mensupmuş. Sonuçta her ikisi de bu memleketin öz ve öz evladı, bu kurumun ise üyesiymiş. Masada oturup gıybet ve dedikodu yapan bu şahısların konuşmalarına bakıldığı zaman ise anladığım kadarıyla mevcut başkanın destekçileri olduklarına kanaat getirdim.

Nasıl mı? Masa da söylenen cümleler ise aynen şöyle, gür bir sesle, “Bu sefer bizim başkanın karşısına falan mezhepten bir başkan adayı çıkardılar farkındasınız demi? Ne yani bu seçimde filan mezhepten birini mi başımıza getireceğiz, onlar mı bizi yönetecek. Seçimi kazanırlarsa bizi kurumdan içeri sokmazlar.”

Yaptıkları bu konuşma bana göre rakibinin eleştirilmesi filan değil, mevcut başkanı desteklemek hiç değil, bu yersiz gıybet, dedikoduculuk başka da bir şey değil.

Adaylar arasında kimin başarılı olup olmadığı, kimin daha iyi başkanlık yapacağı ya da yapmayacağı, adayların hangisi ahlaklıdır, dürüsttür bunların hiçbirinin hiç mi hiç umurunda bile değil. Bunların tek derdi çıkar, menfaat odaklı bakış açısı başka da birşey değil…

Onlar gittikten sonra, şöyle bir düşündüm, ya kardeşim biz toplum olarak ne kadar bozulduk be dedim. Düşüncelere bakar mısınız? Memleketimizin geldiği duruma bakar mısınız? Mezhep üzerinden ayrıştırmanın geldiği noktaya bakar mısınız? Peki bir önce ki dönem de, mevcut başkanınız olan şahsiyet onun farklı bir mezhepten olduğunu bildiği halde neden başkan vekili yaptı bunu açıklayın.

Dinimizce gıybet yapmak haram kılınmıştır. Sizler namaz kılarsınız, zekat verirsiniz, oruç tutarsınız, iyilik yapar, akrabaya bakarsınız, yetime kimsesize sahip çıkarsınız ve bu sayede de ne güzel sevap işlersiniz. Peşinden ise böyle insan eti çiğnerseniz bana göre bu yaptığınız sevapların hepsi uçar gider bunu görmez misiniz? Yarın mahşerde toplandığımız vakit Peygamber Efendimiz S.A.V’ın yüzüne, onun çok sevdiği Hz. Ali’nin yüzüne, hatta Efendimizin torunu olan Kerbela Şehidimiz Hz. Hüseyin’in yüzüne, onların soyundan gelenlerin yüzüne nasıl bakacaksınız?

İşinize gelince mezhebi bizim için önemli değil diyorsunuz. İşinize gelmeyince de olmaz, olamaz diye sağda solda haykırıyorsunuz öyle mi?  Allah sizleri ıslah etsin. Allah sizlere akıl, fikir versin. Bende sizlere diyorum ki; Hak doğrunun yanındadır. Ve doğru her yerde Tek’tir. Doğru, er ya da geç tecelli edecektir. Bu da böyle biline. Yüce Allah Kur’anı Kerim’de bizlere ne buyuruyor; “Şüphesiz ki Allah; size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa-58. ayet)

Selam ve dua…

Ahmet BAYRAKLI (Kesin Karar Gazetesi)

Etiketler: » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ